Kastamonu’nun ana simgelerinden biri olarak kentin en yüksek noktasında, şehir merkezinin batısında bir ana kaya kütlesi üzerinde bulunmaktadır. Kalenin şehirden yaklaşık 120 metre yüksekte oluşu; ulaşım yönünden oldukça kolay olması Kastamonu’nun panoramik açıdan izlenebilecek en iyi yer konumunda olmasını sağlar. Kale içerisinde sarnıçlar, zindan, kaçış tünelleri ile “Bayraklı Sultan” olarak anılan türbe bulunmaktadır.
Efsaneler
- Kastamonu Kalesi, Cumhuriyet Meydanı’ndan ve şehrin birçok yerinden gözükmektedir. Komnenosların hâkimiyeti sırasında 12. yüzyılda Türklerden korunmak için yapılmıştır. 112 metre yüksekliğe sahip olan kale 30-50 metre genişliğindedir. Kastamonu’nun isim efsanesinin geçtiği yer olmakla birlikte batı eteğinde bulunan bir türbe olduğu da rivayetler arasındadır. Rivayete göre; Kastamonu fethi esnasında bir nalbant çırağı olan Yunus Mürebbi, komutanına bayrağı kendisinin dikmek istediğini söyler. Komutan izin vermez. Yunus Mürebbi gece rüyasında peygamberi gördüğünü ve kendisini yanına bayrakla çağırdığını söyler. Komutan rüyanın yorumunu anladığından Mürebbi’nin isteğini kırmaz. Yunus Mürebbi, kale savunmasında kullanılan kızgın yağlara, atılan oklara ve birçok zorluğa rağmen bayrağı kaleye taşır ve yerine yerleştirirken kendisine isabet eden bir okla şehit olur. Öldüğü mekândaki mezarı günümüzde “Bayraklı Sultan” ismi ile anılmaktadır.
- Bayraklı Sultan, Kastamonu Kalesi’nin batı burçlarında bir yatır türbesidir. Kastamonulular buraya mum yerine bayrak dikerler. Efsaneye göre, Yunus Mürebbi adlı nalbant çırağı Kastamonu’nun fethi sırasında komutana “Komutanım bayrağı ben dikmek istiyorum.” der. Buna karşılık komutan izin vermez ve Yunus Mürebbi “Dün gece rüyamda Hz. Muhammed’i gördüm. Yarın yanıma gel ama bayrakla gel” dediğini anlatır. Komutanın gözleri dolar ve çırağın isteğini kabul eder. Yunus Mürebbi, kaleden dökülen kızgın yağlara ve oklara rağmen bayrağı kaleye diker ve okla vurulup şehit olur. Öldüğü yere mezarı yapılır. Halk arasında da “Bayraklı Sultan” olarak anılır. Bayraklı Sultan efsanesi şu şekilde de anlatılmaktadır: Kastamonu Kalesi Selçuklularca kuşatılmıştır. Kuşatma uzamış yiğitlerin sabrı tükenmiştir. Komutanlar günün birinde toplanır, karar alırlar: Ertesi gün güneş doğmadan kaleye saldırı düzenlenecek, ne olursa olsun kale alınacak, bayrağı kaleye ilk diken yiğide armağan edilecektir. Ertesi sabah zorlu bir saldırıya girişilir. Öğleye doğru savaş iyice kızışmıştır. Bu sırada ünlü yiğit Yunus Mürebbi haykırır: “Ardımdan gelin, beni kollayın. Bu kaleye sancağı ilk ben dikeceğim.” Ok gibi fırlayıp elindeki ipi burcun sivri dişlerine takar, kaşla göz arasında burca tırmanır. Koynundan kılıcını çıkarıp yiğitçe dövüşür. Ardındakiler de burca çıkar. Vuruşmaya başlar. Yunus Mürebbi sancağı kaleye dikmiştir. Savaş bitmiş sancak kalede dalgalanmaktadır. Ama Yunus Mürebbi görünmez. Adamları onu bulduklarında, kanlar içinde yatmaktadır. Bedenine sakladığı sancağı hala sımsıkı tutmaktadır. Bu yüzden adı Bayraklı Sultan olur. Halk dileği gerçekleşsin diye ona bayrak adar.
- Bu efsane Kastamonu merkezde geçmektedir. Konusunu Kastamonu Kalesinin düşmesinde büyük bir rol üstlenen bıyıkları yeni terlemiş, nalbant çırağı genç Yunus Mürebbi’den almaktadır. Anadolu Selçuklu Devletinin 1071 Malazgirt zaferinden sonra, uzun yıllar süren savaşların bir neticesi olarak kale düşmüş, Kastamonu da Türklerin ele geçmiştir. Efsaneye göre: Kastamonu fethi için ordulara komuta eden Hüsameddin Çoban Bey, verilen cenkte her geçen gün yeni bir başarısızlıkla karşılaşır. Buna karşın ordular her geçen gün biraz daha istekli ve hevesli bir şekilde cenk eder. Hüsameddin Çoban Bey, bu durum karşısında her ne kadar gururlansa da ona göre; şehit sayısının artması, alınması gerektiğine inandığı Kastamonu Kalesi için bir vazgeçiş nedeni sayılmaktadır. Bir gün cephe gerisinde hizmet gören Yunus Mürebbi adında bir genç apar topar yaklaşır ve ordu komutanı Hüsameddin Çoban Bey’le görüşmek ister. Hüsameddin Çoban Beyin de karargâhta olduğu o sırada huzura kabul edilen Mürebbi, cenk zamanı bayraktar olmak istediğini söyler. Bu gencin, bu yaşta savaşa katılmasının bile kabul görmesi mümkün değilken, bayraktarlık gibi önemli bir göreve getirilmesi olanaksızdır. Hüsameddin Çoban Bey bu isteği kati bir dille reddeder. Duruma içerleyen bu genç, rüyasında Peygamber (S.A.V.) Efendimizi görme şerefine nail olduğunu, kendisine “Yunus yarın yanıma geleceksin; ama bayrakla gel” buyurduğunu belirtir. Bu durum karşısında duygularına yenik düşen Hüsameddin Çoban Bey gözyaşları içerisinde gencin bu isteğini kabul eder. Doğan güneşle fetih hazırlıkları tamamlanır ve cenge doğru yol alınır. Sancak, Yunus Mürebbi’nin ellerindedir. Bugün zafer kazanacağından emin olan ordunun tüm sipahileri bu genci korumak için kendini siper eder. Uzun çabalardan sonra belindeki urganı kalenin sağ burcuna ulaştıran Mürebbi, bir kuş gibi kanatlanırcasına çok kısa bir sürede efsanevi bir şekilde surların sağ burcuna ulaşır. Bir rivayete göre sancağı dikecek yer bulamadığından kendi vücuduna saplar. Bunu gören ordu askerlerini durdurabilmek artık olanaksızdır. Mürebbi’nin yağlı halatlara indirdiği kılıç darbeleriyle kapılar açılır ve kale düşer.
- Kastamonu Kalesi ile alakalı anlatılan bu efsanede “Kastamonu” adının nereden geldiği açıklanmaktadır. Rivayete göre, Bizans hükümdarı, girmiş olduğu bir savaşta yorucu bir mücadeleden sonra esir aldığı birkaç Türk askerini Kastamonu Kale’sindeki zindana attırır. Buna karşın Bizans hükümdarının güzeller güzeli kızı Moni, zindana atılan Türk askerlerinden birine gönlünü kaptırır. Askerin aşkıyla yanıp tutuşan Moni bir gece yarısı uzun uğraşlar sonucu elde ettiği kalenin anahtarını âşık olduğu Türk askerine verir ve askerlerin kaçmalarını sağlar. Durumun farkına varan Bizans hükümdarı, kızı Moni’yi saçından kavrayarak kalenin arkasındaki uçurumun eşiğine getirir. Kızını kaleden aşağıya atarken de son olarak arkasından “Kastın ne idi Moni” diye haykırır. Hikâyedeki “Kastın ne idi Moni” sözü, zaman içinde halk arasında birtakım değişikliklere uğrayarak bugün ilin ismi olan “Kastamonu” halini alır.
- Kastamonu Kalesini konu alan bu efsaneye göre: kale birçok kez kuşatılır ancak herhangi bir sonuç alınamaz. Buna karşın kaleyi savunan Bizans tekfurunun kızı Moni’nin, bir Türk komutana sevdalanması ve kalenin anahtarını komutana vereceğini söylemesi fetih için yeni bir umut olur. Fakat Bizans tekfuru çok geçmeden durumdan haberdar olur. Kızının komutanla görüştüğü bir anda onları yakalar ve Moni’yi kalenin zirvesinden aşağı atarak ölmesine neden olur. Durumu çaresizce izleyen Türk komutan avazı yettiği kadar “Kastın neydi Moni’ye” diye haykırır: Efsaneye göre Kastamonu şehri adının nihai halini bu haykırışın dilden dile dolaşarak değişmesi sonucu almıştır. Moni’nin düştüğü yere bir türbe inşa edilir. Rivayete göre kalenin alt kısmında sivri taşlar döşelidir ve Moni kırk parçaya bölünmüştür. Bu nedenle bu türbe Kırk Kızlar Türbesi adını almıştır.