Atabeygazi Cami

Kastamonu’nun en kadim ve en büyük camilerinden birisidir. Şehre hâkim bir mevkide, kaleye sırtını dayamış olan caminin kuzeydeki cümle kapısının söveleri, renkli mermerden geçme tekniği ile yapılmıştır. Basık kemerinin üzerinde nesih yazı ile yazılmış şu kitabe vardır:

“Allah’ın mescitlerini ancak Allah’a ve ahiret gününe inanıp namaz kılanlar ve zekât verenler ve Allah’tan başkasından korkmayanlar imar ederler. İşte onlar doğru yolu bulanlardan olabilirler.”

Kitabeye göre caminin yapılış tarihi 670 Hicri (1273 Miladi) yılıdır. Banisinin adı yazılı olmamasına rağmen, Kastamonu’da hüküm sürmüş olan dört Atabey’den birisinin yaptırmış olduğu kesindir.

Halk arasında camiye Kırkdirekli denmektedir. Bunun sebebi, caminin içinde altlı ve üstlü olarak gerçekten de kırk adet ahşap sütünün bulunması ve camiyi bu sütunların taşımasıdır. Tavanı da ahşap olan caminin minaresi de kesme taştan Selçuklu tipinde kısa olarak yapılmıştır.

1800 ve 1871 yıllarında tamir gördüğü duvarlardaki tarihlerden anlaşılmaktadır. Ayrıca 1562 tarihli muhasebe defterinden, o tarihte harap olduğu ve Kanuni Sultan Süleyman’ın emriyle tamir ettirildiği anlaşılmaktadır. En son 2006 yılında Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından restorasyona alınmış, bu restorasyon sırasında camiye bitişik haldeki türbe ayrılmış, kabirlerin bulunduğu alan düzenlenmiş ve çevre düzenlemesi yapılmıştır.

Halk arasında Kastamonu’nun fethinin bir Cuma gününe rastladığı ve Hüsamettin Çoban Bey’in kılıcını bırakmadan şehirdeki kiliseye gelip Cuma namazını kıldırdığı ve o günden bu yana da imamın minbere kılıçla çıktığı şeklinde bir rivayet anlatılmaktadır. Ancak caminin kiliseden çevrildiğine dair herhangi bir iz bulunmamaktadır. Caminin doğu kısmında bulunan türbede Atabeygazilerden birisi yatmaktadır. Giriş kapısının karşısında ise Maden Dede ve İsa Dede’nin bulunduğu türbe yer almaktadır.